

SACAYAK
Sacayaklar üçgen ya da çember şeklinde üç ayağı olan metal(demir) malzemedir. Yanan ateşten sacı ya da üzerine konan kazanı veya tencereyi yüksekte tutar ve altta ateşin rahat yanmasını sağlar.
ZİNCİR
Ocaklığın dar olan duvarlarına monte edilen kiren(kızılcık) sopasına bir halka ile tutturulur. Ve aşağı doğru sarkar. Yanan ateş üzerine üstten kulplu kazan(aşurma) veya başka nesneler takılarak pişme esnasında devrilmeyi önler. Pişen yemeğin ateşe yakınlığını ya da uzaklığının sağlamak için zincir üzerinde bir düzenek bulunur. Kış aylarında ahırda (tamda) bulunan hayvanlara verilen “yal” da bu zincirlere asılan kaplarda pişirilir.
OCAKLIĞIN YAKILMASI
Sıcak yaz aylarında, sadece yemek ve ekmek yapma amaçlı hafif ateş yakılır ve pişirme işleminden sonra söndürülür. Kış aylarında aynı zamanda ısınma ihtiyacı da temin edildiği için kuvvetli ateş yakılır. Bu ateşin yakılması esnasında önce omca diye tabir edilen yaklaşık iki metre uzunluğunda ve 30 ila 40 cm . kalınlığında bir kütüğün ucu ocaklık içerisine konulur. Kütük genellikle oda kapısı yönündedir ve hafif çaprazdır. Sonra kütüğün ocaklık içerisindeki ucuna ateş daha gür şekilde yakılır.
Yoğun bir ateş elde edildiğinden oda içerisi ısınır ve insanlar ocaklığın karşına oturarak ısınırlar. Ocaklığın kapıya en uzak ve en sıcak tarafı dışarıdan gelenlere terk edilerek hızla ısınması sağlanır.
Eve gelen misafirler de bu kısma saygı ve konukseverlik gereği olarak altlarına tavuk tüyü minder ve yaslanması içinde yastık verilerek oturtturulur. Dışarıdan gelenlere "ÜŞÜMÜŞSÜN OCAĞIN BAŞINA GEÇ" diye bir söz günlük hayatın parçası gibiydi. Ocaklık içerisinde uç kısmı yanan omca zaman zaman ileriye doğru sürülür. Omca uçları uzun kış gecelerinde hemen hemen hiç sönmez ve odada uyuyan insanlar üşümezdi.
NOSTALJİ
Babaannesinin ya da anneannesinin yaptığı turşu, reçel, pekmez gibi katıklarla sac üzerinde pişirilen patıl ekmeği veya ocağın içerisinde kızgın küllerin arasında, lahana yaprağına sarılarak yapılan sodalı kül çöreğinin tadını hala hatırlayan var mı? Ya da sac üzerinde yapılan yağlı veya bazlamanın ayran eşliğindeki lezzetini. Hele hele mavi renkli çinko çaydanlığın ucundan çıkan sıcak buharın çıkardığı o düdük sesini ve içerinde demlenen ot çayının iliklerine kadar üşüyenleri nasıl ısıttığını. Akşamdan zincire asılan bakır aşurmanın içerisinde pişen mısır çorbasının sabahları tereyağında kavrulup yerken ağızda bıraktığı o hoş lezzeti kaç kişi hatırlıyor? Uzun kış gecelerinde mısır patlatarak ya da kestane pişirerek çevresinde oturulan ve koyu sohbetlerin geçtiği ocaklıklar sosyal birer mekanlar olarak hatıralarımızda yerlerini hala korumaya devam ediyorlar.
Saygı ve sevgilerimle.
/Hicabi AY


.jpg)




